Kayıtlar

DEĞERLER EDİNİMİ: VALUEDUCATION

Resim
Her alanda olduğu gibi yabancı dil öğretiminde de değerler edinimi üzerine uzun uzun düşünülmesi gerekiyor; her ders materyali ve hatta sınıfta geçen her dakika, her saniye değer öğretimi için bambaşka bir fırsata dönüşebilir. Primo Levi'nin toplama kampı gözlemlerini anlattığı kitabında da yazdığı gibi ben değilsem kim, şimdi değilse ne zaman? Her birimiz birer eğitimci olarak mecburen o kişiyiz artık ve şimdi başlamak için en doğru zaman. Bir yandan göklere çıkardığımız, pırlantalara sardığımız Z kuşağı yanında bambaşka eksilerle geldi; duygusal gelişimleri, toplumsal bakabilme yetileri yeterince gelişmediğinden koca bir neslin gün be gün bencilleşmesini izliyoruz; ve sanıyoruz ki çaresiziz… Oysa değerler öğretimini her ders sürecine yayabilen bir eğitim devrimi köprüden önceki son çıkış hepimiz için. Peki değerler öğretimi derken neyden bahsediyoruz; bu yüzyılın değer paradigmalarını kime göre, neye göre belirliyoruz. Elbette kültürel faktörler de dikkate alınma...

Biri Anlatsın Bana Nedir Bu Normal?

Resim
Yazının başlığı için de şarkıları için de Bulutsuzluk Özlemi'ne müteşekkirim, ancak yazının devamının ne yazık ki onlarla derinden bir ilgisi yok. Bu sefer konu eğitim, tatilde sisteme sardım :)  Buyurunuz.. Eğitimin içinden yani magmasından yani çekirdeğinden bildiriyorum: eğitimde son birkaç yıldır oluşan bir "taraf sendromu" var; ve öyle ki bu sendromu aşmadan hedeflenen hiçbir başarının kayda değer olma şansı da yok.. Literatürde bile yer bulmuş kendine; öğrenci dostu öğrenme yaklaşımları diye geçiyor; "student-friendly learning approach" diye aratınca da üzerine yazılmış destansı makaleler karşılıyor bizi.. 2005 yılı itibariyle eğitimin aktif olarak içindeyim; üniversitede de ders verdim, ortaokul sıralarında da; kendi makamıma ait odamda da oturdum yıllarca, öğretmenler odasında da, yönettiğim zamanlar da olduğu özetle, yönetildiğim zamanlar da.. Yani sahiden içeriden, hem de en derinden bildiriyorum.. Eğitimde taraf sendromunu kaldırmadığımız ...

biraz ciddi bir yazı

Resim
21. yüzyıl için öğrenci yetiştiriyoruz ve hatta diyoruz ki bundan 10 sene sonra yetiştirdiğimizi sandığımız öğrencilerin hiçbiri şu anda hali hazırda var olan meslekleri yapıyor olmayacak. Peki biz öğrencilerimizi “henüz var olmayan meslekler” için ne kadar hazırlayabiliyoruz?  Akademisyenler bu konuyla ilgili oldukça kapsamlı çalışmalar yürüttü, ancak en somut çalışma öğretmenlerin, akademisyenlerin ve aralarında Apple, Lego, The Walt Disney Company gibi iş dünyasının başarılı şirketlerinin liderlerinin katılımı ile oluşturulan P21 platformu tarafından ortaya kondu. Bu durumda 21.yy’ın öğrenicilerinin akademik ve meslek hayatlarında başarılı olabilmesi için bahsi geçen becerilere hakim olması bekleniyor. Geleneksel eğitim sistemi ile bağdaşması oldukça zor olan bu becerilerin kazandırılması için arkasında yatan felsefe ve bilincin de eğitimciler tarafından özümsenmesi gerekiyor. Peki nedir bu tüm dünyayı kasıp kavuran eğitimin geleneksel yapı taşlarını kökten yık...

Yoda, Jedi ve 35 yaş..

Resim
Bazı yaşlar devrim gibi oluyor insanın hayatında, miladında.. 35 de benim için böyle bir yaş galiba.. Yolunda gitmeyen ne varsa değiştirmek için büyük bir cesaret var içimde.. Kendimi minecraft oyununda üç saniyede beş şey değiştirebilen bir karakter gibi hissediyorum.. Hani o an var ya, işte o "karar anı" denilen anda, heh işte olur da ben o anda olursam her şeyi yıkıp her şeyi yapabilirmişim gibi.. Herkesten saklı bir süper gücüm var da gizli gizli devreye sokabilirmişim gibi.. Hani ağır roman'da okan bayülgen'in elinde bıçak tutarken deli kararlı bir yürüyüşü vardır, yeri göğü yeniden yapacak bu çocuk dersin izlerken, tam da öyle hissikablevuku hallerdeyim. İçimse durgun, huzurlu.. Olur olur o da olur, yahu hallederiz dert değil, sağlık olsun en önemlisi o.. Böyle uzun uzun cümlelerden ve dandik ama işe yarar motivasyon konuşmalarından oluşan bir iç dünyam var.. Kendi kendime sufle vermeye eğilimliyim ve hatta kendimle de yetinemeyip eşe dosta da makul ölçüd...

Yoksa Siz Hala..?

Resim
Siz de hala hayallerinizi yaşamak için uygun şartların oluşmasını bekliyorsunuz değil mi? Şu maaş bir yatsın, şu borç bir bitsin, şu okul bir kapansın, şu ev bir düzene girsin, çocuk biraz büyüsün, işler biraz yoluna girsin... falan filan! Hani siz o bir an bir duruvermiyorsunuz ya hani, sonra o içinde yaşadığımız deli dolu dünyanın ilahi adaleti bir durduruyor ki sizi bu defa kalakalıyorsunuz. Ertelediğiniz ne varsa şap şap çarpıyor yüzünüze.. Zaman o kadar da yetmez gelmiyor artık size.. Peki her şeyi böylesine ters düz eden şey ne? Herkesin bir hatırlatıcısı var şu hayatta; peki seni sana hatırlatan ne? Ben uzun vadeli planlar yapmayı uzun yıllar önce bıraktım güya ama içimin hassas iç dengesi sağ olsun mutlaka geleceği bilmek istiyor; sürpriz sevmiyor.. Ne nedir, kim nedir, ne değildir illa bilmek istiyor.. Tam üç beş plan yapmaya başlıyorum ki bir bakıyorum hooop yeniden alabora oluvermiş her şey..  Sonra birden ve yeniden hatırlıyorum planları vaktiyle rafa...

ayıklanmış barbunya ve feminizm

Resim
Ben bir feminist olarak artık en çok erkeklere üzülüyorum.. Bir öküzün boynuzlarında sallanıp durmuyorsa dünya eşitlik ve adalet diye de bir şey olmalı bir yerlerde.. Evde de dışarıda da üretmenin bir adaleti olmalı.. Kadının sadece tüketen olarak görülmesi bu yüzyılda sadece erkeğin suçu değil artık.. Sağım solum hayatlarındaki adamlara ATM ve kredi kartı muamelesi yapan yüce kadınlarla dolu.. Babası, abisi, sevgilisi, kocası vesairesi çok da değiştirmiyor durumu.. Erkek çalışır kadın yer sığlığı dünya başka bir düzlemde de dönse benim için kabul görmeyecek..  Bir de kadın hakları için ne bedeller ödenmiş vaktiyle.. Sonra bir grup ulu kadın çıkıyor diyor ki "ay canım ben çalışmak istemiyorum".. Ne tatlı ne sevimli.. Kadının kendini bile isteye soktuğu şu halden utanıyorum.. Üniversite mezunu pek çok kadın tanıyorum evinin "hanımı" olmayı seçen.. Evine de kendine de yetiyor olmak daha güzel bir seçenek değil midir oysa.. Kolayı seçmen seni daha başarılı da...

bir ihtimal daha var..

Resim
Bayram günleri insanın uzun uzun cümleler kurası geliyor.. Benim bütün umudum gençliktedir diyen bir güzel adamın mirası uğruna on küsur yıldır yapıyorum mesleğimi; on küsur yıldır üniversite kürsüsünde ders anlatırken de bir okulda tahta önündeyken de hep aynı inanç ve bilinçle geçtim öğrencilerimin karşısına.. Bir başöğretmenden alınan görevdi bizimkisi, değerliydi, elzemdi..  Ve bugünlerde pek çok meslektaşımın da söyleyeceği gibi hep öğrencilerimden daha çok çalışarak girdim derslerime; hiçbir dersim sadece dersten ibaret olmasın diye onlar için de okudum, izledim, öğrendim.. Birlikte okuduğum, izlediğim, öğrendiğim bir yeni nesli hayal ederek yaptım bunları.. Bir süre sahiden de öyleydi; sahiden böyle bir hayalin içindeydim.. En son okudukları kitabı hatırlayan, izlediği filmin eleştirisini yapan, kitap seçimini süpermarketlerin kıytırık kitap bölümlerinin çok satanlar listesinden ibaret sanmayan, film izlemeyi yerel mizah uğruna üretilen toplum erozyonu hissiya...